gurme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gurme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2013 Cuma

Altı Üstü Jamie's Italian

antipasti
Jamie Oliver şov adamı. Kendisini hiçbir zaman büyük bir şef olarak görmedim. İstanbul Zorlu Center’da şubesini açtığı İtalyan restaurant zinciri Jamie’s Italian’a da büyük beklentiyle gitmedim.

Dekorasyon oldukça iç açıcı; çizgiler sokak manavı ya da semt çarşısı havası yaratıyor.

Fiyatlar bu seviye için normal sayılır. Et ürünlerini içeren antipasti, kum midyeli tagliolini ve penne arrabbiata söyledik. Söyledik de gelmiyor bir türlü. Henüz 2 hafta bile olmadığı için henüz oturtamamışlar sistemi. Yakında oturur.

penne arrabbiata
Neyse delicesine küçük boyuttaki antipasti 25 dakika sonra geldi. Sucuk güzeldi. Bocconcini peyniri de güzeldi, mozzarella’ya benzer.

Sonunda makarnalarımız da geldi. Tagliolini bariz tuzsuzdu, öyle planlanmamış atmayı unutmuşlar bence. Penne arrabbiata ise acılıydı, arkadaşım zor bitirdi.

Ben sevmedim. Lezzet olarak çok bir şey vadetmiyor. Porsiyonlar ise büyük boy söylememize rağmen tadımlık boyutlarında.
tagliolini


Her şey organikmiş restaurantta. Bi de şey var, organik olunca sağlıklı oluyor (buna itirazım yok) ama illa lezzetli olacak diye bir kural yok.

Jamie hakkındaki fikirlerimi söylemiştim başta, ben Gary Rhodes üstadı tercih ederim.



25 Eylül 2012 Salı

Turşusuzluk Özlemi



Her şey canımın turşu çekmesiyle başladı.

Markete girmişken alayım dedim, sevdiğim büyük salatalık turşusu yokmuş, kornişon varmış.

“Marketten ne beklersin” dedim, bastım gittim aşağı sokaktaki turşucuya.


Sen varsın ya, her şey senden önce ve senden sonra…


Envai çeşit turşu karşımda;

Cem: Büyük salatalık turşusundan yarım kilo versene.

Turşucu: Büyük turşu yok, kornişon var Cem abi.

Cem: Olm sen turşucu değil misin, büyük turşu satmıyor musun?

Turşucu: Yok Cem abi bizde kornişon var sadece.


Sözlerimi geri alamam, yazdığımı yeniden yazamam…


Cem: Ver Allah belanı vermesin, yarım kilo kornişon ver.

Sonra araştırdım. Giderek daha az büyük salatalık turşusu satıldığını gördüm. Sadece kornişona dönmüş çoğu turşucu.

Kesin vardır bir nedeni. Ya maliyetlerdir ya tohumdur ya bir şeydir; olan gene damak tadımıza oluyor. 


Ekmek aslanın ağzında, ekmek aslanın ağzında…


Bir de bazı büfeler turşuyu kare kare minik minik doğruyor, hiçbir tadını alamıyorum. Onu da ekleyim.


Biliyorum seni saran o çemberi,
Biliyorum özgürlük emek ister...

1 Mayıs 2012 Salı

Alo 24 ve Yağsız Pide


Ç. ile pideciye gittik. Levent’te Alo 24. Yeni açılmış. Ege bölgesinde imiş asıl şubeleri. Nazilli-Aydın tarzı pide yapıyorlarmış. Menüde pizza da var kebaplar da. Çok karışık olmuş. Neyse garsona sorduk nelerde iddialısınız.

G: Pidelerimiz meşhurdur. Kuşbaşılı yaptırayım?

C: Ne eti kullanıyorsunuz.

G: Dana eti efendim. (Titreyerek ve sarsılarak) Sıfffır yağlı…

C: Yağsız istesem salata yerdim. Pideciye gelmezdim.

G: ehe ehe ehe (Ne diyor bu? bakışı)

C: O zaman sen bana peynirli yumurtalı getir.

Tatlı lor peynirli yapıyorlarmış. Ç kıymalı yumurtalı istedi. Ç burada kritik bir hamle yaparak tereyağı ve kimyon da istedi; Nazilli pidesinin olmazsa olmazı. Getirdiler ama bence kahvaltı için verdikleri tereyağı ile her lokantada olabilecek kimyonu getirdiler; özel olarak bulundurmuyorlardı yani. Bir de ortaya lahmacun istedik önden.

Ortaya lor peynirli haydari ve ezme ile salata geldi. Lor peynirli haydari ilginçti.

Lahmacun yavandı. Pideler geldi. Lor peynirli pide değişik bir tad vermiş ama hamur kalitesi ve pide çok da matah değildi. Tereyağını basınca biraz bişeye benzedi. Kıymalıdan da tattım. Çok özel değildi. 



Fiyatlar oranın ortalamasındaydı.

15 Şubat 2012 Çarşamba

Fasuli - Tophane

E. ve A. ile Cihangir’deydik. Taksim’de olay varmış. Yüzlerce polis vardı. Çıkmayalım direkt aşağı salınalım dedik. Öğlen yemeği için Tophane’deki kuru fasulyeci Fasuli’nin yolunu tuttuk.

Kuru fasulye, pilav ve cacık. Çayeli fasulyesi. Erzurum ispir şeker fasulyesinden yapıyorlar. Kuru fasulye adeta tatlımsı tadıyla damağımızı şenlendirdi. Karadeniz usulü tereyağlı fasulyenin tadını aldıktan sonra insan uzun süre ağzına bir şey sürmek istemiyor.

Pilav da enfesti. Ne pirinci merak ettim soracaktım unuttum; yine sohbetin tatlılığı her şeyi bastırdı. Sonrasında gelen çay ise benim gibi yalnızca iyi çay içen birini memnun etmeye yetti.

Notum kıttır ama bu sefer açık bulamadım. Hah buldum. Cacık daha güzel olabilirdi. Yavandı.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Tatsız Bonfile

Taksim'deki Porta Pera'ya gittik..Bistecca al pepe yedim. "Patates püresi üzerine dilimlenmiş biberli bonfile, domates sos ile."

Orta az pişsin dedim. Orta pişmiş. Saman gibi bişeydi. Bonfile nasıl bu kadar tatsız tuzsuz olur anlamıyorum. Zaten tuz da koymamışlar pişirirken, bi dolu tuz atmak zorunda kaldım.

İnsanoğlunun samandan et üretebilecek teknoloji seviyesine gelmesi gerçekten gurur verici.

Patates püresi kabuğuyla ve elde yapılmış, patatesler iri kalmış; o güzeldi.

Bir sonraki "mekan güzel, servis süper, yemekler saman" programımızda görüşmek üzere...

7 Ocak 2012 Cumartesi

Sağlıklı Sığlık

Bizim millet kafayı yedi.

Gıdaların sağlıklı ve lezzetli olmaları arasındaki bağ kayboldu.

Yemeğe tuz koyuyorum. Ordan atlıyor: “Aman tuz koyma zararlı bla bla”.. Ulan yemeğin tuzunu koyuyorum.. noluyo!?

İskender’e tereyağ koyduruyorum. Ordan atlıyor: "Tereyaaa zararlıııı".. Ulan senin iskenderindeki dandik patates kızartması kim bilir ne yağında pişiyor. Ona niye bir laf etmiyorsun?

“Benimki yağsız olsuuun” deyip patates kızartması yiyenler, “kuzu eti kokuyor“ diyip ot gibi dana eti (ya da mamülü)ne ketçap sıkanlar; sakatat yemeyip GDO’lu mısırı hapur hupur yiyenler hep benim etrafımda mı, yoksa çoğaldı mı?

Sen ye yavrum mısırını ye, onun vitamini GDO’sunda..

O zaman McDonalds ve Burger Kingleri mühürlemek hatta havaya uçurmak lazım. Ama şu topraklarda tereyağı ve kuzu etine edilen küfür bu burgercilere edilmemiştir anacım.

Yanlış anlaşılmasın; sağlıklı yaşama ve diyet yapmaya karşı değilim. Benim diyet yapan arkadaşlarım da var ve hiçbir sorunumuz yok. Ama kıt bilginle neyin sağlıklı ve neyin lezzetli olduğunu ayıramazsan hem sağlıksız hem de ot gibi yaşarsın arkadaşım.

LezzetXSağlık dikotomisinde benim tercihim lezzettir. Ama kızartmada sınırım vardır. Margarin katiyen tüketmem. Şekerli şeyler de sevmem; çay da zaten içmem. Buna karşın tereyağıma dokundurtmam.

Tabi son olarak “yemek için yaşamayın, yaşamak için yiyin” diyenlere de buradan en içten sevgilerimi gönderiyorum.

10 Kasım 2011 Perşembe

Medium Rare Please

Efendim ülkemizde etler çok pişiriliyor.. Ben de aldığım bifteği.. orta az nasıl pişirilir insanlara kendi ellerimle göstereyim dedim...

Yapılışı:

Bol tuz, bol kekik ve biraz da kimyon bir tabağa konulur. karıştırılır ve harç haline getirilir. Biftek bu harca bulanır iyice. Daha sonra kızdırılmış tereyağı içine biftek konur. 3-4 dakika bir yüzü 3-4 dakika öteki yüzü pişirilir. Bulamaca buladığımız için et suyunu içinde tutar. Kaybetmez. Böylelikle içi sulu kalır.



24 Eylül 2011 Cumartesi

Fatih Karadeniz Pidecisi

pidenin şekli bu; ama foto başka yerden
E. ile 1957 yılından beri aynı yerde olan dünyaca ünlü pideci "Fatih Karadeniz Pidecisi"ne gittik .. 80'li yaşlardaki hacı amca dükkana sağlam bi restorasyon çalışması yapmış.. Çıkan tarihi eserlere de herhalde koleksiyonerler ile Kültür ve Turizm Bakanlığı gereken ilgiyi göstermiştir...

Üst kat açılmış... Yalnız merdivenler öyle sarp ki adeta Karadeniz dağlarındaki yolları anımsatıyor.. Herhalde bölgeden esinti olsun diye böyle yapmışlar.. Düşmek an meselesi...

Turist de geliyor artık. Biz ordayken gastro-turist olduğunu sandığım iki grup vardı..

E bu kadar yenilik olunca fiyatlar da bir parmak yukarı çekilmiş haliyle.. Ayrıca kavurmalı pide de yapmaya başlamışlar. Bu yeni...

Yuvarlak peynirli yumurtalı pide söledik E. ile .. yalnız pidenin altının eskisi kadar kıtır olmadığından şikayet etti E. ve çıkışta dükkancı'ya* söyledi. Tabi abimiz yılların esnafı ve güleryüzle bunun pişmeyle ilgili olduğunu, gevrek söyleseydik ona göre yapabileceklerini açıkladı. Ben şahsen tatmin oldum..

Umulur ki Fatih Karadeniz Pidecisi yeni yüzüyle daha uzun yıllar işini güzel yapmaya devam eder...

21 Temmuz 2011 Perşembe

Namlı Rumeli Köftecisi

E. ile bi köfte yiyelim dedik. Çok methedilen Namlı Rumeli'ye girdik, Sirkeci'de.

Efenm bi süredir niçin köfte yemiyoruz sorusunu kendime soruyordum. Aynı hammaddeden yapılan hamburger ve Adana kebabı yığınlar halinde tüketilirken İstanbul'da köfte yemek adeta hayal oldu. Kürt göçü ve batı emperyalizminin kültürel işgalinin bunda payı olmalı. Köftemi geri istiyorum arkadaş!!

Neyse Namlı Rumeli'ye gelelim. Köfteler ufak ancak kalın idi, düğme gibi. Bu da içinin pişmemesine neden oluyor ve çok lezzetli kalıyor içi. Et de oldukça lezzetli. E. ile çok sohbet ettik, sormayı unuttum ne eti diye.


Piyazda çok bi özellik yok. Porsiyon ise küçük, 6 köfte. Köftenin yanında doğranmış soğan acı ve keskin; ayrıca yarım piyaz şeklinde yani tam yemelik olarak kesilmiş. Bu işi biliyorlar...

Sonuçta çok iyi köfteler yapan ve oldukça rağbet gören bir yer. Okuyucularıma mutlaka gitmelerini tavsiye ederim.

10 Temmuz 2011 Pazar

Fıccın

Yemek için gittiğimiz yer Fıccın idi. Beyoğlu Kallavi sokakta yer alan bir Çerkez lokantası.

Önden mezeler geldi. Taze fasulye, cacık (nohutlu) ve fava vasat idi. Börülce piyazı vasat altı idi. Közde patlıcan vasat üstü idi. Humusun tadı biraz farklı geldi. Olumlu anlamda farklı..

Peynirli ve ıspanaklı çerkez böreği geldi. Normaldi. Ana yemek için ise ben köfte aldım yanımdakiler çerkes mantısı aldı. Köftenin hiçbir özelliği yoktu. Mantı ise çerkez mantısı yani irice taneler halinde olanından idi. O da vasat üstüydü. Olur yani..  Patateslisi de varmış ama yemedim. Yemem de. Askerde peak noktasına ulaşan "ulan niye sabah akşam patates yiyoruz.." sorusuna henüz bi yanıt bulamadığım için: i hate potatos..

Ermeni arkadaşlar rakı içti. Buzu, isteyince getirdiler (Töbe töbe) ... Bizimkiler ise vinart kalecik karası 2008 kırmızı şarap.

Fıccın'dan geriye akılda kalıcı tadı olan birşey kalmadı. Tabi ki bi daha gidip genişçene ele alacaz ama ilk izlenim neydi, bişeydi ??..