10 Mart 2013 Pazar

Tokyo Restaurant Deneyimi


Yazmak icap etti. Tokyo Restaurant iyi bir Japon lokantası.

Başlangıç ton balığı vasatın çok altındaydı. Mantının hamuru ve lezzeti fena değildi. Biraz mainstream geldi ama bana. Türk damak tadı fazlasıyla göz önünde bulundurulmuş.


Teriyaki soslu biftek
Suşi alanında ise oldukça tatminkar bir deneyim yaşatıyor. En yemeyeceklerin yediği California, ton balıklı ve yılanbalıklı suşi denedik. Oldukça memnun kaldım. Zencefil kökü turşusu gari’yi de özellikle çok seviyordum; o da bizi üzmedi.
Ana yemek olarak teriyaki soslu biftek istedim. Az pişsin dememe rağmen çok pişmiş geldi ve oldukça tatsız tuzsuz bir yemekti. Çok başarısız ve adeta moral bozucuydu. Normalde teriyaki oldukça özel bir sostur ve asıl kelime kullanımı pişirme tekniğine işaret eder. Önce marine edilir ve ızgarada pişirilir.

Sebzeli noodle hamuru taze açıldığı için olsa gerek oldukça lezzetliydi. Restaurant’ın ortalama müşteriyi ürkütmeme kaygısı noodle’da da hissediliyordu.

Sebzeli noodle

Yemek ile beraber sake içtim. İnanılmaz uyumlu gitti. Japon yemeği yerken sake’den hiç şaşmam.
Gidilebilir, suşisi yenilebilir.

20 Şubat 2013 Çarşamba

Frango: İhracat Fazlası İthal Döner



Mecidiyeköy’de açılan dönerci Frango, yurtdışında yaşarken gördükleri soslu dönerin benzerini yapmaya çalışan arkadaşların açtığı bir yer. 6 çeşit sos var. Barbecue, tahini, garlic, hot, cacıki, Antakya. Soslardan seçtiğiniz biri ile et veya tavuk döner yapılıyor.

Almanya'da bir Nazi işkence aleti olarak kullanılabilecek soslu dönerin burada nasıl olacağını merak eyledim.

Döner konusunda son raddede hassasım. Affım yoktur.

Gittim denedim barbecue soslu et döneri. Tamam düşünce orijinal lavaşı güzel, soslar tamam, servis ilgili, ama ya döner? Et o kadar kuru olmasaydı keşke. Nasılsa sos basıyoruz bir şey olmaz diye düşünülmüş belli ki.

Patatesler taze ve güzel kızarmış, mutlaka denenmeli.

Kısacası eti hariç diğer özellikleri güzel. Canım dönerde de ete dikkat etmeyiverin, di mi?

13 Şubat 2013 Çarşamba

Karaköy Gentrification'ı



Bir baktım ki Karaköy tarz kafelerle dolmuş taşmış ve Cihangir tayfası buraya hücum etmiş.

Geçen haftasonu A. İle sadece keşif amaçlı hemen hepsine gittik. Yer bulmak imkansız.

Tesisatçıların hırdavatçıların yanında hipster arkadaşların takıldığı mekanlar tam bir yüksek lisans tez konusu içeriyor. Hele bir nokta bulduk ki A. ile; soluna bakında çöp toplayan kağıtçı insanları sağına baktığında ise garage sell peşinde koşan Cihangirlileri görüyorsun. Oradan da bir belgesel çıkardı yani.

Karabatak’ta kahve seçenekleri çok iyi ve lezzetli.

Galeriler de Karaköy’e büyük hava katıyor.

Sanırım İstanbul’u sevmemizin altında yatan nedenlerden biri bu. Çok hızlı değişen bir şehir olması.

20 Ocak 2013 Pazar

Fütüristik Garson



Ben zaten yanından geçmezdim ama D. oraya gidelim deyince Tophane’deki Ali Baba Nargile'ye gittik.

Müşteriyi hiçe sayarak kar rekorları kıran pek çok mekandan birisi.

Tek bir olay anlatıp çıkacam. Elimde sadece bir yudumu içilmiş ve yeni gelmiş çay ile tavla oynuyordum. Garson arkadaş geldi. Elinde çay tepsisi. “Çayı tazeleyim mi?” dedi. 

Bir çaya baktım. Bir garsona baktım. Bir garsona baktım. Bir çaya baktım. 

Garson gitti.

23 Aralık 2012 Pazar

Brecht'in Aynası: Sezuan'ın İyi İnsanı



Sezuan’ın İyi İnsanı Bertolt Brecht’in dünyaya bakışını net bir biçimde ortaya koyduğu eseri.

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun sergilediği 3 saatlik oyun, başrol Zeynep Ekin Öner’in başarılı performansı ile hayat bulmuş.

Özetle eser şu fikir üzerine inşa edilmiş: “Kapitalist düzende iyi insan olmak mümkün değildir.”

Zira sistemin çarkları arasında yaşayabilmek için kötü insan tanımları içine girecek davranışlara girmek kaçınılmazdır. Bundan dolayı iyi insan gibi gözükenler aslında “çalıp çırpan ancak bunun bir kısmını dağıtan insan” benzeri bir modelle betimleniyor.

Doğrudan bir sistem eleştirisi Brecht gibi inançlı bir sosyalist için şaşırtıcı değil. Zaten oyunun tek eksiği de bu. Şaşırtıcı olmaması. Sosyalist konsept dışından bakan insanlar için “kapitalizm kötüdür” fikri bu bağlamda çok da ikna edici olmuyor.

İnsan doğasının sorgulandığı bölümler çok zihin açıcı. İnsanın (belki de hepimizin sahip olduğu)iki yüzü arasındaki fark arasındaki uçurum dehşet verici bir boyut kazanabiliyor.

Brecht’in Danimarka’da ikamet ederken yazdığı eseri izledikten sonra acaba 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yazılsaydı içerik ne kadar farklılaşırdı diye düşünmeden edemedim.

17 Aralık 2012 Pazartesi

Şeb-i Arus



Bu gece kavuştun sevgiline
Herkesin buram buram kaçtığı, yaklaşırken uzaklaştığı
Uzaklaşırken yaklaştığı O sevgiliye
Düğün gecenin karanlığı bizi aydınlattı, Mesnevi ışığıyla
O ışık bizi götürecek sonsuz hayata ve hayata